2.ABDÜLHAMİT'İN EĞİTİME BAKIŞI. - Samsun HaberSamsun Haber

23 Ekim 2020 - 13:58

2.ABDÜLHAMİT’İN EĞİTİME BAKIŞI.

Kanun-i Esasi, Türk demokrasi tarihi açısından olduğu kadar, eğitim tarihi açısından da çok büyük bir öneme haiz olup üç maddesi eğitim hakkındadır.

2.ABDÜLHAMİT’İN EĞİTİME BAKIŞI.
Son Güncelleme :

12 Ağustos 2020 - 13:00

Kanun-i Esasi, Türk demokrasi tarihi açısından olduğu kadar, eğitim tarihi açısından da çok büyük bir öneme haiz olup üç maddesi eğitim hakkındadır. Bunlardan
ilk ikisi özel öğretime, üçüncüsü ilköğretimin zorunluluğuna ilişkindir:
15. madde, “öğretim işini(konusunu) herkes özgürce yapabilir; ilgili kanuna
uymak şartıyla her Osmanlı vatandaşı genel ve özel öğretim yapmaya izinlidir.”
16. madde, “ülkedeki çeşitli dinsel inanışlardaki toplumların din ve inanışlarına ilişkin öğretim yöntemi ve biçimine dokunulmayacaktır” denilmektedir. Aynı
madde ülkedeki tüm mekteplerin Devlet’in denetiminde olduğunu da belirtir.
114. madde: “Osmanlı bireylerini tümü için ilköğretim mecburi olacak ve bunun ayrıntıları ayrı bir düzenleme ile belirlenecektir.

II. Abdülhamid gerek Kanun-i Esasi’nin getirmiş olduğu bu haklar gerekse
de Müslüman milletinin aydınlanması anlayışı gereğince dönemi içinde eğitime
ciddi önem vermiştir. Bu süreçte nasıl bir eğitim yapılması gerektiği hususunda
çok ciddi tartışmalar yapılmış olup eğitim-öğretim alanında İslamcıların istediği
medreselerde reform yapılmasıdır. Medreselerin kaldırılmasına katiyetle karşıdırlar. Ancak yine de coğrafya ve tarih gibi ilimlerin medreselerde okutulmasının
İslami kaidelere uygun olduğuna dair Şeyhülislam Fetvası ancak 1910 tarihinde
alınabilmiştir. Bu sebeple de II. Abdülhamid Dönemi eğitim politikaları çerçevesinde başlangıçta medreseler aynen korunurken, beraberinde modern usulde
eğitim ve öğretim yapılan okulların açılmasına hız verilmiştir.
II. Abdülhamid Dönemi eğitim politikalarına bakıldığında iptidai, rüştiye ve
de idadi gibi temel eğitim ve öğretim kurumlarının sayı ve kalitece artırıldığı
görülmektedir. Bu okulların yanı sıra çeşitli dallarda çok sayıda yüksek okullar
kurulmuş, eğitim ve öğretime özel bir ilgi gösterilmiştir. II. Abdülhamid, uyguladığı İslamcı siyasete rağmen okulların ders programlarını sadece dinî derslerle
bilinçsizce şişirtmemiş, fen bilimlerine ve dil derslerine ayrı bir önem vererek
pozitif ilimlerin öğretimini desteklemiştir. Bu özelliği de onun İslamcılığının fanatiklikten ziyade uzak görüşlü bir devlet adamı olmasından kaynaklandığının
bir diğer kanıtıdır.
Bu politika gereğince batılı tarzda yeni okullar açılırken ders kitaplarının içerikleri ve haritalar yeniden hazırlanmış, yeni okul binaları yaptırılmıştır. Eğitim
programları Batı Avrupa modeline dayanan ilerici bir aydınlanma düşüncesiyle
birlikte şekillenmişse de, “Batı’nın zararlı yan etkilerini iyileştirmeye kadir olduğu
varsayılan yüksek doz Osmanlı ve İslam ögeleri ile zayıf­latılmaya çalışılmıştır”:
Eğitime dönüştürücü bir görev verilmiş olup, toplumsal değişmede anahtar rol
eğitimde görülmektedir.
Osmanlı eğitim politikası hem Osmanlı ve İslam geleneğine hem de Batı eğitim anlayışının modernliğine dayandırılmıştır Bu iki geleneği birleştirme süreci
çok daha fazla anlaşılamayan bir karışım yaratarak her ikisini de başkalaştırmıştır.
II. Abdülhamid Dönemi’nde gerek ayrılıkçı hareketleri engellemek gerekse de
Müslüman halkın eğitim seviyesini yükseltme gayelerine yönelik tedbir olarak düşünülen yaygın eğitim seferberliğinde Tanzimat Dönemi’ne göre çok daha ciddi gelişmeler olmakla birlikte, ilköğretim seviyesinde istenilen düzeye erişilmesi mümkün olmamıştır. Bu dönemdeki gelişmeler daha çok rüştiye, idadiye ve sultaniye
okullarının çoğalmasında görülmektedir. İlköğretimin geriliğiyle ortaöğretimin
gelişmesi arasındaki uçurum eğitim, gören kuşaklar üzerinde sarsıcı bir tesir bırakmıştır. İlköğretimde dinî ve geleneksel eğitim anlayış ile yetişen çocukların, orta
eğitimde o havanın karşıtı bir eğitim havasıyla karşılaştıklarında kafaları karışmış,
bu durum yüksek eğitim alanına gelindiğinde ciddi çelişkilere sebep olmuştur. Bu
yüzden II. Abdülhamid ve rejimine karşı ilk tepkiler, Tıbbiye ve Harbiye’de meydana gelmiştir. Zira bu okullarda okutulmakta olan Fransızca, matematik, fizik,
biyoloji, iktisat, tarih gibi dersler, öğrencilerin uf­kunu açarak yenilikçi ve reformist
gençlerin yetişmesine zemin hazırlanmıştır. Yani bir bakıma II. Abdülhamid’in
kendi eliyle kurduğu okullarda, tıpkı telgraf ve demir yollarının gelişimiyle olduğu
gibi, kendisi ve rejimi aleyhine dönük ciddi bir muhalefet gelişmiştir. Ancak İstiklal Savaşı’nı gerçekleştiren ve de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran kadrolar da
bu okullardan yetişmiştir.

Eğitim Teşkilatı ve Öğretim Kademeleri:

Kanun-i Esasi’nin eğitimle ilgili maddelerinin bir gereği olduğu kadar II. Abdülhamid de aynı düşüncede olduğu için eğitim hizmetlerinde önemli gelişmeler
sağlanmıştır. Tanzimat Dönemi’nde başlayan eğitimi teşkilatlandırma çalışmaları
bu dönemde modern hâle gelmiştir. 1879 yılında düzenlenen Maarif Nezareti teşkilatı, günümüzün eğitim teşkilatının temelini oluşturmuştur. Özellikle merkezde
teşkil edilen öğretim basamaklarına göre ayarlanmış ilk, orta, yükseköğretim daireleri ile taşrada gerek vilayet merkezlerinde gerekse sancak ve kaza merkezlerinde maarif müdürlükleri ve maarif meclisleri kurularak Maarif Nezaretini modern
bir bakanlık teşkilatı hâline getirme yönünde önemli işler başarılmıştır. Maarif
Nezareti’nin bu şekilde düzenlenmesinde, Tanzimat Devri’nde olduğu gibi, özellikle Fransız maarif teşkilatı model alınmıştır.
II. Abdülhamid’in eğitim ve kültür alanında yapmış olduğu bu çalışmalarla, Tanzimat Dönemi’nde İstanbul ile sınırlı kalan ve devlet sathına yayılmamış
olan eğitim konusundaki çalışmalar tüm Anadolu ve hatta Orta Doğu genelinde
yaygınlaştırılmıştır. Nezaret 1879 yılında, modern bir kuruluş hâline getirilmiştir. Bu idareler elinde 1869 Maarif Nizamnamesi’nin uygulanmasıyla iptidailer,
rüştiyeler, idadiler ve sultanilerden meydana gelen eğitim sistemi tüm Osmanlı
coğrafyası genelinde yaygınlaştırılmıştır. Maarif Nezareti teşkilatında yapılan modernleşme hamleleri içinde yapılan en önemli uygulamalardan birisi de “İstatistik
Kalemi”nin kurulmuş olmasıdır.
Osmanlı Devleti’nde bugünkü ilköğretimin birinci aşamasına denk gelen Sıbyan mektepleri bulunmaktadır. II. Abdülhamid Devri’nde Kanun-i Esasi ile ilköğretimin mecburi olduğu anayasaya konulurken, 1879’da yapılan bir değişiklikle
Maarif Nezareti bünyesinde “Mekâtib-i Sübyaniye Dairesi” kurulmuştur. Bunlar
da devletin ilköğretim meselesini ne kadar ciddiye aldığının göstergesi olup ilköğretim müfettişleri vasıtasıyla denetlenmiştir. Bu devirde ilköğretime özellikle de
ilk 16 yıl içinde gereken ilginin gösterildiğini ortaya koyan uygulamaları şu şekilde maddelendirilmektedir:
“a. Kanuni Tedbirler: İlköğretim mecburiyetinin konması.
b. İdari Tedbirler: Merkez ve taşrada ilköğretim teşkilatının kurulması.
c. İptidai okullarının açılması ve çoğaltılması.
d. Sübyan okullarına yeni usul eğitimin sokulması.
e. Müslüman halkın kalabalık olduğu yerlerde ilköğretime öncelik ve ağırlık
verilmesi.
f. Halkın maarif alanında maddi yardımının sağlanması.
g. Taşrada Darülmuâllimînlerin açılması”
Bu çabaların bir sonucu olarak bugünkü Türkiye genelindeki belli başlı liselerin,
II. Abdülhamid Dönemi’nde açılmış idadiler olduğunu tespit etmek mümkündür.
Bunlardan başlıcaları, Ankara Erkek Lisesi (Ankara İdadisi), Antalya Lisesi (Antalya Lisesi), Balıkesir Lisesi (Balıkesir İdadisi), Bursa Lisesi (Bursa İdadisi), Denizli
Lisesi (Denizli Rüşdiyesi), Diyarbakır Lisesi (Diyarbakır İdadisi), Erzurum Lisesi
(Erzurum İdadisi), İstanbul Erkek Lisesi (Numune-i Terakki), İzmir Erkek Lisesi
(İzmir İdadisi), Kabataş Erkek Lisesi (Kabataş İdadisi), Kandilli Kız Lisesi (Binası
II. Abdülhamid tarafından verilir ancak açılışı daha sonradır), Kastamonu Lisesi (Kastamonu Rüşdiyesi), Konya Lisesi (Konya İdadisi), Kütahya Lisesi (Kütahya
Liva İdadisi), Malatya Lisesi (Malatya İdadisi), Samsun Lisesi (Samsun İdadisi),
Seyhan-Adana Lisesi (Adana İdadisi), Sivas Lisesi (Sivas Nehari İdadisi), Trabzon
Lisesi (Trabzon İdadisi), Vefa Lisesi (Mülkiye İdadisi, Vefa İdadi-i Mülkisi) okulları olup hepsi de II. Abdülhamid Dönemi’nde açılmışlardır.

II. Abdülhamid Dönemi Osmanlı Devleti’nin ekonomik olarak ciddi sıkıntılar
yaşadığı düşünüldüğünde, bu denli yaygın eğitim ve öğretim seferberliği yapabilmiş olması şaşırtıcı gelmektedir. Tanzimat Dönemi’nde de benzer şekilde eğitim
yatırımları için ciddi kaynak sıkıntısı çekilmiştir. Bu sebeple yapılması düşünülen birçok reform yapılamamıştır. II. Abdülhamid’in eğitim reformunu çok fazla
önemsemesine en bariz gösterge olarak, kaynak sıkıntısını aşmak için yoğun çaba
sarf etmesi ve de bunu başarması gösterilebilir. II. Abdülhamid eğitim seferberliğine kaynak yaratmak için 1883 yılında, 1866’dan beri Ziraat Bankaları’na sermaye sağlamak için aşar vergisine konulmuş olan onda birlik İane Vergisini, %
39’a çıkartmıştır. Bu şekilde meydana gelen fonun üçte ikisi tarımsal gelişmeye
ayrılırken geriye kalan üçte biri de Maarif Hisse-i İanesi adıyla yeni devlet okullarının yapımına ayrılmıştır. Zaman zaman farklı sebeplerle bu şekilde toplanan
vergilere itiraz edilmiş de olsa, idadilerin yaygınlaştırılması bu ek vergi sayesinde
mümkün olabilmiştir. İptidailer ve rüştiyeler ise daha çok vakıf­lar, bağışlar ve yerel kaynaklarla kurulmaya çalışılmıştır. Bu tür kaynaklar, vilayetlerin imkânları
ölçüsünde birbirinden farklılık arz ettiği için ülke genelinde bu okulların dağılımı
da değişiklik arz etmektedir. Alınan bu tedbirlerle, eğitim hamleleri peş peşe gelmeye başlamış ve hızlı bir okullaşma sürecine girilmiştir.

Abdülhamid Dönemi okullaşmasının üstünde durulması gereken iki boyutu
vardır. Birincisi mevcut okul türlerinin ve buraya devam eden öğrencilerin sayılarını arttırmak; ikincisi de öncelikli olarak ihtiyaç alanlarına göre okul çeşitliliğini
tespit ederek, sayılarını arttırmaktır. Bu dönemin en büyük başarısı hem okul hem
de öğrenci sayısını önemli ölçüde arttığı için yükseköğretimde görülmektedir. Bu
dönemdeki okulların artışını ve II. Abdülhamid’in devraldığı okul sayısını hangi noktaya getirdiğini Fransız tarihçi Georgeon şöyle ifade etmektedir: “Abdülhamid’in yeniden inşa döneminden başlayarak maarif alanında gösterdiği gayret
önemlidir. İstatistikler, 1879’da sayısı 277 olan rüştiyelerin 1888’de 435’e çıktığını göstermektedir. Ama asıl etkileyici olan idadi sayısındaki artıştır: 1876’da tüm
imparatorluk sathında sadece 6 idadi vardı; 1893’te sayıları 55’i bulmuştu ve bu
sayı 1908’de 98’e çıkacaktır. Aynı dönemde kız okullarının sayısı da anlamlı bir biçimde artmıştır. Buna Hukuk Mektebi, Sanayi-i Nefise Mektebi, Ticaret Mektebi
gibi yeni yüksek okulların açılması ve Mülkiye Mektebi’nin modernleştirilmesi
eklenmelidir”.
“Bu maarif çabasındaki en dikkat çekici özellik İstanbul’dan çok vilayetleri hedef
almasıdır. Örneğin imparatorluğun genelinde idadi sayısı 1876’da 6 iken 1908’de 98’e
çıkmıştır. Aynı dönemde İstanbul’da 2’den 9’a çıkılmıştır. Bir diğer unsur, 1890’lardan itibaren büyük kentlerde meslek okullarının ve yüksek okulların açılmasıdır:

Her askerî bölgede açılan askerî okullar dışında, Şam’da bir tıbbiye, Selanik, Konya
ve Bağdat’ta hukuk mektepleri, Selanik’te bir polis mektebi açılır. Demek ki Abdülhamid Devri, eğitimi vilayetlere yayma yönünde bir isteğe işaret etmektedir;
bu da sultanın modernleşmiş taşra seçkinlerine dayanma yönündeki siyasi isteğinin mantıki sonucudur. Sultanın maarif siyasetinin büyük başarısı vilayetlerde
açılan idadilerdir; bu eğitim kurumları için güzel taş binalar inşa edilir; elde yeterli mimar olmadığı için, Paris’ten planlar getirtilir, Fransız mimari modeli takip
edilir. “Maarifperver” diye övgülere boğulan Abdülhamid’in camiden çok okul
yaptırdığına kuşku yoktur”.
Okulların İstanbul’da toplanmasının önüne geçmek için İane Vergisi’ni ülke
geneline yayma çalışmaları da başarılı olmuştur. 1897’de İstanbul’da ilkokulların
% 1’i, Rüştiyelerin % 7’si ve idadilerin % 3,6’sı bulunmaktaydı. 1897 sonunda İstanbul’da altı, diğer vilayetlerde birer olmak üzere İmparatorluk’ta 8247 öğrencili 29 askerî rüştiye bulunmaktaydı. Yüksek askerî okulların 15.351 öğrencisinden,15.328’i Müslüman, 11’i Yahudi, 10’u Rum ve 2’si de Ermeni’ydi.
Müslüman olmayan millet topluluklarının da 1897 yılında sahip oldukları
okulların dökümü şöyledir: 8.025 öğretmen ve 317.089 öğrencili 5.982 ilkokul;
2.274 öğretmen ve 23.192 öğrencili 682 Rüştiye; 584 öğretmen ve 10.720 öğrencili
70 idadi düzeyinde okul. Devlet okulları gibi bunlar da imparatorluğun her yanına dağılmış durumdaydılar. İstanbul’da ilkokulların % 2,4’ü, Rüştiyelerin % 14,7’si
ve idadilerin % 24’ü bulunmaktaydı”.
Eğitim istatistiklerine göre,1900 yılı itibarıyla bütün Osmanlı coğrafyası genelinde tüm eğitim kademelerinde gelinen durum şöyledir: “1900’de İmparatorluktaki 29.130 Sıbyan okulu ya da iptidailerde 899.932 kız-erkek öğrenci bulunuyordu. 1905-06 ders yılında İmparatorluk’ta usul-u cedite göre eğitim yapan 9.347
resmî ve özel iptidai okulu vardı. 1906-07 öğrenim yılında İmparatorluk’ta toplam 619 Rüştiyede 40.000 civarında öğrenci okuyordu. 1906’da İmparatorluk’ta
109 İdadide 20.000 civarında öğrenci bulunuyordu, İdadilerin yaygınlaşmasında
1884’te İdadiler için konulan özel vergi etkili olmuştur. Okul sistemindeki yaygınlaşmaya paralel olarak bunların öğretmen gereksinmesini karşılayacak öğretmen
okullarının sayısının da artırılmasını gerektirmiştir. 1908’de Darülmuallimin’lerin
sayısı 31’e çıkmıştı. Bu dönemde ilk ve ortaöğretimin yaygınlaşmasının yanı sıra
bir başka gelişme ilk kez özürlüler için eğitimin başlatılması olmuştur. 1889’da,
önce sağırlar ve dilsizler için iki yıl sonra da körler için eğitim başlatılmıştı”.
II. Abdülhamid Dönemi İslamcılık siyaseti ve de eğitim – kültür politikaları için sonuç olarak şunları söylemek mümkündür. Osmanlı Devleti siyasi şartlar gereğince 1517’de Yavuz Sultan Selim ile elde ettiği bu gücü ancak XIX. asrın
ikinci yarısından itibaren tesirli bir şekilde politika aracı olarak kullanmaya başlamıştır. Bununla birlikte Batılı devletlerin korktuğu gibi “Pan-İslamizm” hareketini uygulayabilecek ekonomik, kültürel ve siyasi gücü yoktur. Ancak özellikle
Osmanlı coğrafyası üzerinde emperyalist emelleri olan devletlerin bu husustaki
endişelerini fark edince bunu bir tehdit ve yaptırım aracı olarak kullanmak II.
Abdülhamid tarafından son derece akılcı bir şekilde başarılmıştır. Bu uygulama
tamamıyla içinde bulunulan şartların sevkiyle ortaya çıkmıştır. II. Abdülhamid
olmasa da devleti yönetenler o günkü şartlarda, ellerindeki imkânlarla ancak bu
çerçevede bir politikayı takip etme durumunda kalacaklardı.

Bu husus: Türk devlet geleneği ve devlet telakkisi ışığında incelendiğinde daha
net sonuçlara ulaşılabilecektir. Osmanlı Devlet yöneticileri, devleti daima en geniş
sınırlar içinde muhafaza edebilmek için eldeki mevcut imkânları sonuna kadar
en tesirli şekliyle kullanma yolunu tercih etmişlerdir. Osmanlı Devleti’nin çöküşünün tespit edilmesiyle birlikte ilk bulunan çözüm yolu Müslim ve gayrimüslim unsurları bir arada yaşatabilme çabasıdır. Osmanlıcılık olarak ifade edilen bu
yaklaşım, daha çok II. Mahmut Dönemi içinde yoğun şekilde takip edilmişti. II.
Mahmut’un, “Ben tebaamın Müslüman olanını camide, Hristiyan olanını kilisede,
Yahudi olanını havrada fark ederim. Aralarında başka bir günâ fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim kavidir ve hepsi gerçek evladımdır” sözü
bunun açık göstergesidir. Tanzimat ve Islahat Fermanları bu siyasetin sonucu olarak gerçekleşmiştir. Ancak 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı akabinde azınlıkların büyük ekseriyetinin Osmanlı Devleti’nden kopmalarıyla Osmanlıcılık politikasının
geçersizliği görülmüştür. Bunu takiben Osmanlı Devleti nüfusu içinde mevcut
olan sair Müslüman milletleri, Türk Milleti ile birlikte aynı devletin çatısı altında
yaşamaya ikna edebilmek amacıyla İslamiyet bağı güçlendirilmeye çalışılmıştır.
İslamcılık politikasının takibi esnasında Osmanlıcılık politikası da tamamıyla terk edilmeyerek Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyet sahası da korunmaya çalışılmıştır. Diğer taraf­tan devletin asıl kurucusu olan Türklüğü ihmal
etmemiş olması da özellikle vurgulanması gereken hususlardandır. Aslında II.
Abdülhamid’in izlediği bu politika, İsmail Gaspıralı’nın Türk dünyası için ifade
etmiş olduğu ‘dilde fikirde işte birlik’ düşüncesinin, İslam dünyasında işte ve fikirde birlik olarak uygulanması çabası olarak kabul edilebilir. II. Abdülhamid bir
taraf­tan ülke sınırları içindeki Müslüman unsurları birleştirmek gayesi ile İslamcı bir siyaset takip etmeye çalışırken, diğer taraf­tan da Türkçeyi ve kullanımını
önemseyerek kültür milliyetçiliği yapmaya çalışmıştır. Bu düşüncelerin ve ideallerin gerçekleşmesinde eğitim ve öğretim en önemli vasıtalardan birisi olarak görülmüştür. Bunda da II. Abdülhamid’in ciddi katkıları bulunmaktadır.

 

 

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.