Z KUŞAĞININ FARKI | Samsun HaberSamsun Haber

2 Aralık 2020 - 06:14

Z KUŞAĞININ FARKI

Z KUŞAĞININ FARKI
Son Güncelleme :

01 Ağustos 2020 - 12:45

İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar olan süreç içinde yaklaşık aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını yaşamış, dolayısıyla birbirine benzer sorumluluklarla yükümlü olan kişiler topluluğu, belli bir kuşağı temsil etmektedir.

Geçmişten günümüze kadar her dönemi temsil eden bireyler, bir önceki nesile oranla teknolojininde etkisiyle doğal olarak, pekçok konuda daha gelişmiş ve ilerlemiştir. Buda; her kuşağın, kendinden bir  önceki kuşağı çağ dışı, geri kafalı ve tutucu olarak görmesine sebep olurken, bir sonraki kuşağıda sorumsuz ve saygısız olarak değerlendirmesine sebep olmuştur.

1900′ lü yılların başından itibaren insanlar kategorilere ayrılmış  ve ” kuşaklar ” diye tarif edilen dönemler başlamıştır. Özellikle 1930 yılında tüm dünyada başgösteren kıtlık, hastalık, açlık ve ölümler çok büyük acılara neden olmuştur. Bu dönemde insanlar yaşadıkları büyük buhrana rağmen oldukça vakur bir duruş sergilemiş, sabretmiş, otoriteye isyan etmemiş ve insan üstü bir gayretle çalışarak bu süreci atlatmış, hakkını verdikleri “Saygılı kuşak” ünvanını elde etmiştir.

1946-1964 ikinci dünya savaşından sonraki nüfus patlamasından dolayı bu kuşağada ” bebek patlaması ( bayby boomer ) kuşağı denmiştir. Bu dönemde insanlar, dünyada insan hakları hareketlerini, radyonun altın çağını yaşarken, Türkiye’ de ihtilali ve çok partili hayata geçiş sancılarını yaşadılar. Sadakat  duyguları yüksektir. Yaşamak için çalışmak ideali bu dönemde çalışmak için yaşamak idealine evrildi. İçlerinden en idealist olanları toplumsal adaletsizliğe isyan edip 68 gençlik hareketlerinin öncüleri oldular.

1965-1979 yılları arasında dünyaya gelenlerin oluşturduğu kuşaktır. Ve ” × kuşağı ” ismini almıştır. Toplumsal sorunlara karşı duyarlı, iş motivasyonları yüksek, otoriteye saygılı,  kanaatkâr, aynı işyerinde uzun yıllar sadakatle çalışmaları ortak özellikleridir. Bu dönem dünyada petrol krizinin, Türkiyede ise sağ sol çatışmalarının yaşandığı yıllara denk gelmektedir. Dünyaya gözlerini, merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, bantlı teyp ve pikapla açtılar. Gecekondu mahallelerinde arabesk müzik kültürü oluşurken, elit mahallelerde pop müzik kültürü oluştu. Köylerde ve şehirlerde dayanışma ilkesi benimsendi. Devlet, millet, bayrak gibi kavramlar bireyselliğin önüne geçti.

1980-1999 yılları arasında dünyaya gelenlerin oluşturduğu ” y kuşağı” nın en belirgin özelliği teknolojiye olan yatkınlıklarıdır. Narsist, bireyci ve girişimcidirler. Çalışmaktan hoşlanmıyor, eğlenmeyi ve kolay para kazanmayı çok seviyorlar. Tatminsizler, istekleri çok, beklentileri yüksek olmasına rağmen, bunlara ulaşmak için  bedel ödemeyi göze almıyorlar. Özellikle 9O’lı yıllarda oluşan küresel pazar ve serbest piyasa uluslararsı ticareti uluslararası ticarette yolculuk etmeyi yoğunlaştırdı. Bu yolculuklarda hiv gibi bulaşıcı hastalıkların ve uyuşturucu maddelerin ülkeler arasında çok rahat taşınmalarına sebep oldu.

2000-2021 yılları arasında dünyaya gelenlerin  oluşturduğu kuşağa ” z kuşağı ” denmektedir. Dünyanın geleceğinin  şekillenmesinde bu kuşağın iyice analiz edilmesi gerekmektedir. Post modernizm dönemi bitti post truth bitmek üzere yani bir geçiş dönemi yaşıyoruz, ilerisi için bugünün analizinin doğru yapılması gereklilik değil mecburiyettir. Bu dönemin en belirgin özelliği internet, oyun, eğlence, aşırı bireyselcilik, nihilizm ve  anti sosyal bir yaşam üzerine kuruludur. Maddi olanakların geçmiş yıllara oranla çok daha iyi olması, tüketim çılgınlığı ve lüks yaşam, insani değerler olan sadakat, yardımseverlik, eşitlik, adalet vs. gibi kavramların değersizleşmesine neden oldu.

Dinler konusunda hayli kopuk nesiller türedi.

İlahiyatçı değilim fakat Z kuşağı babasıyım.
Bu döneme herkes kadar bende dertlenmeliyim.

Seccadenin içine çikolata saklayıp çocuklara namaz kıldırmanın etkisi sürerken güzel ama o etki kaybolunca düşünüyorsunuz kara kara..
Ne yapabilirim diye?

Daha yenilerde 11 yaşındaki kızım sordu.
-Baba peygamberlerin duaları kabul olur mu?
-‘Olur tabii kızım..’ dedim.
-O zaman neden? fakirler!! diye sordu.

Anlattım anlattım çıkamadım içinden.
Yetemedim.
“Tamam..” dedi geçti ama eksik geldi dediklerim.

O’nun ruh alemine zarar vermeden ona tevazuyu nasıl öğretebilirdim?
Peygamberin aslında fakir olmadığını, yaratılmış hiçbir insanın onun kadar zengin olmadığını ve olamayacağını ona nasıl anlatabilirdim?..

Bir arkadaşımın da liseye giden kızıyla sıkıntısı var.Kızı bütün bütün cehennemin varlığını inkar ediyor ve söylenen hiçbirsey bu çocuğa tesir etmiyor.

Uzun lafın kısası, herkesi alakadar ettiği için ” Z kuşağına ”  kafa yormak zorundayız!!!

Bu çocuklara epistemolojik açıklamalar yapmalıyız beklentileri bu yönde. Geleneksel, kalıplaşmış (keramet gibi bizim zamanımızda böyle değildik gibi) onlara saçma ve anlamsız gelen  cümleler kurmanın kimseye bir faydası yok.

Keramet Kimin İşi?

Arşimet suyun kaldırma kuvvetini bulduğunda M.Ö. 250 yıllarıydı. Arşimetten önce de denizlerde sandal, kayık, gemi ile seyrü sefer yapılıyordu belki de. Ancak sudan hafif olsun, batmasın diye gemiler ağaçtan inşa ediliyordu. Musa’nın sandalından, Nuh’un gemisine kadar. Denize bırakılan taş, demir, sudan ağır her şey batıyordu anında.

Kol kuvvetiyle çekilen küreklerle ve rüzgâra bağlı yelkenle hareket ediyordu deniz araçları.
Deniz her zaman korkutucu geldi insanoğluna. Sürprizleri çoktu, dalgalar, gemileri -içinde insanlarla- yutuyordu çoğu zaman. Korku anlatılarında başköşede deniz canavarları vardı bu yüzden. Dünya düz olduğu kabul edildiğinden Tarık Boğazından sonra okyanusun uçurumlara açıldığına inanılıyordu. İspanya özellikle Portekiz ahalisi böyle zapturap altına alınmış, tesellisi Katolikliğin katı inancıyla mutlu olmaktı. Kristof Kolomp’la Amerikaya giden gemiler yelkenliydi, rüzgârın lütfuyla hareket ediyordu.

Evliya ve aziz olmanın alameti, suyun üzerinde yürüyebilmekti. Buharlı makinalar icat edilince kol kuvvetine ve rüzgâra bağlı kalmadı İngilizler. Dünyanın dört bucağına ulaştılar, güneş batmayan imparatorluk kurdular. Artık gemiler demirdendi. Öyle ki bugün dev cruise gemileri yürüyen dağ gibi geziniyor denizlerde. Dindarların kabul olan son duası, Titanik transanlantiğinin batmasıydı. Tanrıya meydan okuyan ve hiçbir zaman batmaz diyen bilimsel iddialar bu olayda yara alırken, dindarlar inançlarından dolayı bak gördün mü diyebilecek bir mucizeye tanık oldular.

Yine de o faciadan sonra bile deniz yüzeyinde gezinen kruvazörler, derinliklerinde denizaltılar, dev cruise’lar demirden artık. Demirden dağların denizde seyrü seferi insanın suda yürümesini evliya-aziz kılan anlayışların papucunu dama attı.

İnsanlık kuşlara bakarak binlerce yıl uçuş hayalleri gördü. İkarus’ta olduğu gibi taktıkları kanatlarla, sonunda uçan halılarla bu hayalleri edebi/dinî anlatılara dönüştürdüler. Bugün binlerce ton ağırlığındaki uçakların kıtalar arasında ulaşımı sağlaması, uçmayı evliya kerameti olmaktan çıkardı. Sıradan her insan hatta günahkârlar bile uçabiliyor ne yazık ki.

Evliya menkıbelerinin bir diğer harikulade olayı, sabah namazında Konya’da iken, öğleyin Kâbe’de namaz kılarken görünmesi ve akşam misafirlerine taze Medine hurması ikram etmesiydi. Televizyonlar ve nihayet görüntülü sohbetlerle dünyanın her yerinden katılan insanlar bir odada sohbet edebiliyor artık. Evliya olmasa da erenler teknolojinin kerameti ile her an bir mucize içinde yaşıyorlar. Kıtaları aşan uzaklıktaki insanları kanlı- canlı görüp hasret gideriyorlar.

Z kuşağı bu ortama doğup büyüdü. Onlara her gün yaşadığı sıradan bir faaliyet olan bu gerçekleri evliya-aziz kerameti ile anlatmak, hele hele ikna etmek zor değil mi artık? Kaldı ki -mesela- 9 yaşında kızların evlenebileceği, üvey torunun dedenin helali olduğu fetvaları Z kuşağında nasıl bir etki bırakır? Onları dinden soğutursa kim hatalı?

Dinî her söylem 30 yaşın üstündekilere eski hatıraların dile gelmesi olarak ikna edici gelebilir. Peki, ergen gençlere dini nasıl ve hangi retorikle anlatabileceğiz artık? Ayasofya ile mi turkuaz halılarla mı? Yoksa hayatında olumlu değişikliklere yol açacak, mutluluğuna katkı yapacak, derinleşmesine vesile olacak hangi keramet ve mucizelerle?

Din adamları, ilahiyatçıların işi çok zor artık. Dünyayı, insanlığı, gençliği anlayacak bir birikim ister. Gençlerin de gönül ve ruh dünyasına nüfuz edebilecek bir yetkinliğe sahiplik ister. Ve onları daha iyi bir hayata davet edecek teklifler getirmek ister.

Böyle bir dindarlık gündem de mi bugün? İlahiyatçılardan insanı yükselten bu gündeme uygun yeni bir söylem duyabiliyor musunuz? Var mı çevrenizde böyle babayiğitler? Kadınevliyalar?

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.