Ölüm, Yokluk Değildir! « Samsun Star Haber

16 Ekim 2021 - 13:02

Ölüm, Yokluk Değildir!

Ölüm, Yokluk Değildir!
Son Güncelleme :

16 Ağustos 2020 - 18:42

Ölüm, hayat kadar hak ve hakikat bir olgudur. Bunun için de Allah(cc) “El-mevtü hakkun (ölüm haktır öleceksin)” buyurur. Hem “Her nefis ölümü tadıcıdır.”[1] Hiç bir nefis ölümün pençesinden kurtulamaz. Hayatı kim vermişse, ölümü de o halk eder. Hayat ve ölüm birbirini tamamlayan iki mühim hadisedir. Hayatın gayesi ve neticesi, ölüm ile sona erer.

Ölüm yokluk değil, bir mekân değişikliğidir. Dünya hayatından ebedî âleme geçiştir. Yani, hayat vazifesinden terhistir. Ölüm idam değil, hiçlik değil, yokluk değil, yıkılış değil, sönmek değil, ebedî ayrılık değil, tesadüf değil, fâilsiz bir yok olma değildir. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîmize bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz akraba ve dostların toplanma yeri olan âlem-i berzaha bir kavuşma kapısıdır.

İnsan uzun bir seferdedir. Ve o sefer ise, ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan (kabir ile ahiret arasında bekleme yeri), haşirden, sırattan geçer bir uzun imtihan seferidir.  Öyleyse insan bir yolcudur. Çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Bizler bu yolculuğun dünya safhasındayız.

Allah ruhlarımızı yarattığında “Elesti bi Rabbüküm.” diye hitap etmiştir. Yani “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”[2] Bütün ruhlar “Kâlû belâ” çekmiştir. Yani ”Evet sen bizim Rabbimizsin.”[3] İşte bu söz Allah ile ruhlar arasında bir sözleşmedir. Bizler ruhlar âleminde Allah’ı Rab olarak kabul ettik. Bunu Kur’ân’da Allah bizlere bildiriyor. Söz verdiniz diyor. Bu sözümüze sâdık olup olmadığımız için bu dünyaya gönderildik. Bazı insanlar, Allah’a îmân edip kulluk yaparak verdiği sözünde duruyor. Bazı insanlar ise bu sözleşmeye uymuyor. İşte imtihan da burada başlıyor.

İnsan bu dünyada yaptıklarından ve yapmadıklarından sorguya çekilmek için ebedî âlem olan âhiret âlemine alınacaktır. Mahkeme-i kübrâda zerre kadar iyiliğinden ve günahlarından muhâkeme olacaktır. Bunun için de ölüm haktır. Yoksa bu mahkeme kurulmazsa zalim zalimliği, mazlûm da mazlumluğu ile ebedî âleme gider. Bu vaziyet Allah’ın Adl(Âdil) ismine uygun düşmez. Allah’ın adaletinin tam mânâsıyla tecelli ve tahakkuk etmesi için ölüm zaruridir. Ölümle Allah’ın huzûruna gideceğiz. Herkes ince ince hesaptan geçecek. Mükafat ve mücazat netice olarak hak edenlere verilecek.

Ölümden sonra kabir ve berzah âlemine geçilecek. Berzah kabir ile haşir arasında ruhların bekletildiği âlemdir. Ruhlar bu âlemde kıyamete kadar bekletilir. Ancak dünya âleminden farklı olan berzah âleminde zaman kavramı hissedilmez. Bize uzun olan zaman, berzahta bekleyen ruhlara kısadır. Çünkü zaman izâfî bir kavramdır. Kabir ve berzah cennet ve cehennem ehilleri için oraya münâsip hâllerin de yaşandığı âlemlerdir. Dostlarla berzahta görüşebilir, hatta yeşil kuşların içlerine giren cennet ehli ruhlar, berzahtan ahiret âlemlerinde gezdirileceği hadîslerde belirtilmiştir. Bir hadîs-i şerifte “Ehl-i Cennet ruhları, berzah âleminde yeşil kuşların cevflerine(göğüs boşluğuna) girerler ve Cennette gezerler.”[4] diye işaret edilmiştir. “Tuyurun Hudrun” olarak adlandırılan Cennet kuşları, ölmüş olan insanların ruhlarının bineği ve tayyareleridir. Onlar, bunların içine emr-i Hakla girerler, ruhanî âlemleri seyredip, o hayattar cesetlerdeki göz, kulak gibi duygularla, o âlemleri gezerler ve görürler.

Kıyamet koptuktan sonra bütün ruhlar haşirle dirilecek ve cesetlere ruhlar tekrar girecektir. Buna misâl olarak bir ordudaki askerlerin bir boru sesi ile tâlimi bırakıp istirâhat için dağılması; tekrâr bir boru sesi ile bütün askerlerin şaşırmayarak aynı taburuna veya bölüğüne toplanması misâl olarak verilebilir. Aynen öyle de yıllarca bizimle berâber olan ve birbirini tanıyan hücreler ve zerreler, Allah’ın emri ve kudreti ile İsrafil’in boru sesiyle arş emrini alarak cesedimize gelecek. Bir şehre bir trafodan bir düğme ile çok kısa bir zamanda elektrik verilmesi gibi, bir araya toplanan cesetlere bir anda ruhlar girerek cesetler ihyâ edilecektir. Çünkü bu dünya imtihân dünyasıdır, burada Allah hikmeti ile muamele eder. Ancak âhiret böyle değildir. Orada Allah kudreti ile tecellî edecek ve zamana gerek kalmayacaktır.

İşte haşirle dirilen cesetler bundan sonra mahşerde muhâkeme edilecek ve “Sizler, ayrılın ey mücrimler.”[5] hitâbı ile muhâkemeden ve hesaptan sonra imân ile ölen ve ameli günâhlarına galip gelenlere ”Ve cennetime gir.”[6] hitâbı gelecek, böylece cennet ehli direk cennete alınacak ve ebedî olarak cennette kalacaklar. Cennetin en mükemmel lezzeti olan Allah’ın rü’yetini göreceklerdir.

Cennet ve cehennem bir neticedir. Cennet Allah’ın fazlı, cehennem ise insanın kendi kazancı ve kesbidir. Cenneti Allah istemiştir ve verecektir, ancak Allah kullarının cehenneme gitmesini istememiştir. Gitmemeleri için kitap ve peygamberlerle çok şiddetli olarak ilk insandan beri uyarmış ve insanlığı başıboş bırakmamıştır. Onun için de cehennemi isteyen insanın kendisidir, nefsi ve kötü tercihidir.

Bâkî ÇİMİÇ

bakicimic52@gmail.com

[1] Âl-i İmrân Sûresi, 3:185.

[2] A’râf Sûresi, 7:172.

[3] A’râf Sûresi, 7:172.

[4] Müslim, İmâre: 121

[5] Yâsin Sûresi, 36:59.

[6] Fecr Sûresi, 89:30.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Google News

Samsun'da Hava Durumu

Samsun'da Namaz Vakitleri
Google News