Ramazân Ayı ve Oruç « Samsun Star Haber

9 Ağustos 2022 - 20:40

Ramazân Ayı ve Oruç

Ramazân Ayı ve Oruç
Son Güncelleme :

12 Nisan 2021 - 20:49

Ramazân ayı ve oruç

Evet, bir ramazan ayına daha kavuştuk. Kavuşturan Rabbimize şükürler olsun. Bu gece ilk teravihler kılınacak ve ilk sahurlar yapılacak. On bir ay bir fabrika gibi çalışan vücudumuz bir ay teneffüs edecek, nefes alacak ve bir nevi maddî ve mânevî bayram yapacak. Vücudumuz bir temizlenme ve arınma yaşarken; akıl, kalb ve ruhumuz da mânevî bir rabıta yaşayacak. İnsan bu ayın maddî ve mânevî hazzını bizzat yaşayarak ruhen hafiflediğini ve rahatladığını hissedecek. Çünkü her tarafta mânevî telkinat ve ilanatlar mânevî kulağımıza bir nasihat ve ikaz edici dersler olacak. Okunan mukabelelerin mânevî vaziyeti hem dünyevîlere, hem de mânevî âlemde olan ölmüşlerimize tesir eder inşâallah.

Ramazân ayı oruç ayı olmakla beraber, aynı zamanda da Kur’ân ayıdır. Çünkü Kur’ân’ın arz semâsına inzâl ettiği(indirildiği) ay ramazân ayında Kadir Gecesi’dir. Kur’ân-ı Kerim’de “Şüphesiz Biz, (Kur’ân’ı) Kadir Gecesi’nde indirdik.(Kadis Suresi)”buyrulur.  Kadir Gecesi’nde Kur’ân, bütün olarak bir seferde semâ-i arza inzâl etti, sonra da arz semâsından parça parça yirmi üç yılda nüzûl oldu.

“Kur`ân, bir bütün olarak Kadir Gecesi’nde bir anda Allah’ın her şeyi kaydettiği Levh-i Mahfuz’dan dünyâ semâsına indirilmiş bir kitaptır; dolayısıyla gayb âleminden şehâdet âlemi olan içinde yaşadığımız âleme yapılan bir hitâbtır.” Müfessirler buna inzâl diyor. Nüzûl’un, inzâlden farklı olan en önemli yanı, inzâl gibi bir anda değil, zamanla, zamana yayılarak, peyderpey bir süreye ve zamana işaret etmesidir.

Esâsında Ramazân ayına Kur’ân ayı olarak bakılmasının, bu ayın bin aydan daha hayırlı ve bereketli olarak kabul edilmesinin sırrı, Kadir Gecesi’nin bu ayın içinde saklı olmasıdır. Kadir Suresi’nde “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” hükmü bunu ispat eder. Oruçla birlikte bu ayda Müslümanlar, kulluğun zirvelerine çıkarak Rablerine yaklaşmanın huzurunu yaşarlar.

Oruç, öncelikle nefsin firavunluk cephesine darbe vurur. İnsana nihayet acizliğini ve fakirliğini hissettirir. Böylece insan, bütün nimetlerin hakîkî sahibi olan Allah’ı bilir ve tanır. Ayrıca bu ay Kur’ân hatimleriyle bereketlenir. Kadir Gecesi ile de Müslümanlar, seksen senelik bir ibâdet kazanma bahtiyarlığına kavuşur.

Ramazân ayındaki oruç, İslâmiyetin beş şartından birisidir. Hem şahsî hayatımıza, hem de toplum hayatımıza bakan önemli bir ibadettir. Cenâb-ı Hak, zemin yüzünü bir nimet sofrası suretinde yaratmıştır. Bütün nimetleri o sofraya “umulmadık yerlerden” dizmekle, yarattıklarını terbiye edip besleme, koruma ve merhamet etme cihetiyle rahmâniyetini ve rahîmiyetini o vaziyette göstermektedir.

İnsanlar ise, Allah’tan uzaklaşıp nefislerinin arzularına aldanarak gaflet perdesi altında ve sebepler dairesinde, Allah’ın nimetlerinin ifâde ettiği manaları tam idrak edemeyebiliyor. Bazen de nimetlerin hakiki sahibini unutuyor. İşte Ramazân-ı şerifteki oruç, Müslümanları, birden muntazam bir ordu hükmüne geçiriyor. Askerlerin komutanlarından gelen emirlere riayet etmesi gibi; oruçlu kul da Allah’tan gelen emirle ona itaat etmeye başlıyor. Kuvvet, kudret ve hükümranlığının başlangıcı olmayan Rabbimizin ziyâfetine dâvet edilmiş bir surette, akşama yakın “buyurunuz” emrini bekliyorlar gibi bir kulluk tavrı alınıyor. Böylece büyük ve intizamlı bir vaziyet alarak, Allah’a yapmış olduğu oruç ibadeti ile mukabele ediyor.

Oruç, insanın nefsindeki rubûbiyeti ve firavunluğu çok şiddetli bir şekilde kırıyor. Nefsi, bir nev’î teslîm-i silâha mecbur ediyor. Çünkü insan nefsinin çok yönlü mâhiyeti var. Meselâ; insan nefsi Rabbini tanımak ve emri altına rıza ile girmek istemiyor. Kendisinin hür ve serbest olduğunu telâkkî ediyor. Hatta kendine vehmî bir Rablık veriyor. Kendi keyfince, serbest ve başıboş olmak istiyor. Mükâfatta en önde, vazîfede en geride durmak istiyor. Hem nefis, kendisinin ne kadar zayıf ve sönmeye ma’rûz olduğunu ve çok çeşitli musîbetlere müptelâ olduğunu, çabuk dağılan ve bozulan et ve kemikten ibâret olduğunu düşünmek istemiyor. Böylece kendisini ölümsüz görüyor. Bunun için de bütün lezzetlere saldırıyor ve sınır tanımak da istemiyor. Şiddetli bir hırs ile dünyaya çalışıyor. Ölümü başkasına verip, zevk, sefa ve lezzetleri kendine almak istiyor. Dünya sevgisi onu arzu ettiği en önemli gayesi oluyor. Ahireti düşünmeyi hiç istemiyor. Sadece dünyadaki fani ve geçici hazır lezzetlere düşkün bir vaziyet alıyor. Böylece zehirli bal hükmünde olan meşru olmayan lezzetlere atılıyor.

İşte bu mâhiyetteki nefsi, oruç ibâdeti ve oruçtaki hakîkî açlık teslim alıyor. Oruç, nefsin dizginini öyle bir çekiyor ki; nefis açlık ile aciz, zayıf ve nimetlerin hakiki sahibi kendisi olmadığı anlıyor.  Nefis oruç sayesinde nimetlerin hakîkî sahibi olan Allah’ı hakkıyla tanımış oluyor.  Allah’ın aciz bir kulu olduğunu kabul ederek teslim olmaya mecbur kalıyor. Böylece oruç ibâdeti hakîkî maksâdına ulaşmış oluyor. Allah’ın kullarından istediği ibadet böylece tam mâ’nâsına ve gâyesine kavuşuyor.

Ramazan-ı Şerifinizi tebrik eder, oruçlarımızın hakiki manada kulluğumuza vesile olmasını Rabb-i Rahîm’den niyaz ediyorum.

Bâkî Çimiç

bakicimic52@gmail.com

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Google News

Samsun'da Hava Durumu

Samsun'da Namaz Vakitleri
Google News